Başlarken

Beslenme ihtiyacı ilk insanla birlikte ortaya çıkmıştır. Ateşin bulunmasıyla da besinlerin bir bölümü pişirilerek yenmiştir. Ama ne biçimde pişirilirse pişirilsin bu yemekler daima ilkel yollarla hazırlanmıştır. Ancak uygarlık çağlarından sonradır ki yemek pişirmek bir sanat haline gelmiştir.

Bununla birlikte yemek pişirme işleminin bir sanat haline getirilmesi devri Rönesans’la başlar. O çağlarda Yakın Doğu’yla devamlı iş ağları bulunan İtalyan’lar, yemek pişirme sanatında büyük hamleler yaptılar. Öyle ki İtalyan aşçılarıyla pastacıları bu çağda Avrupa’nın en sanatkâr kişileri arasında yer aldılar ve bu yerlerini 17’nci yüzyıla kadar korumasını bildiler. Batı’da iyi yemek pişirmek hususunda en üst mevkiye çıkan ve bu mevkilerini bugüne kadar koruyabilen Fransız’lar bu başarılarına İtalyan asıllı ve Medici ailesinden gelen Kraliçeleri Catherine ve Marie’nin etkisiyle Fransa’ya getirilmiş olan İtalyan aşçı ve pastacıları sayesinde erişmişlerdir. Avrupa ülkeleri, uygarlıkları gibi aşçılıktaki ilk bilgiyi de Doğu ülkelerinden almışlardır. Bu memleketlerin içinde Türk’lerin kurduğu türlü devletler ön plânda yer almaktadır.

Evet sayın okuyucularımız, bundan yüzyıllarca önce Türk’lere has bir yemek pişirme usulü, bir «Türk Mutfağı» vardı. Türk’lerin buyruğu altında bulunmuş olan Hindistan’ın, İran’ın, Kafkasya’nın, Arap Yarımadası’nın, Kuzey Afrika’nın, Balkan eyaletlerinin mutena yemeklerinin, hükümet merkezinin incelmiş zevkine göre hafif rötuşlara uğrayarak Türk Mutfağı’na katılmasıyla Türk yemekleri, bugün Fransız yemeklerinin Batı’da işgal ettiğinden çok daha ileri bir mevkii işgal etmekteydi. Ne yazık ki bugün bu Türk Mutfağı türlü etkilerle tamamı ile unutulmuş, yok olmuştur. Yakın yıllara kadar Türk buyruğu altında yaşamış bugünün birçok milleti, Türk’lerden öğrendikleri bazı yemekleri benimsemiş, bu arada da bu yemekleri bütün dünyaya kendi öz yemekleri olarak tanıtmaya başlamıştır.

İşte bu durum karşısında, bundan önce yurdumuzda yayınlanmış türlü yemek kitaplarının gerek bilgi, gerek baskı yönünden oldukça ilkel bir durumda olmasınıda göz önünde tutarak «Yemek Yapma Sanatı» web sayfasını hazırlamaya karar verdik.

Amacımız bir yandan eskiden bütün dünyaya ün salmış yemeklerimizin, saray ve konak şerbetlerimizin, türlü tatlılarımızın unutulmasını önlemek; bu yemekleri, tatlıları, şerbetleri yapmak isteyenlere bilindiği kadarını öğretmektir. Bunun yanısıra yurdumuzun her köşesinde beliren seçkin bir tabakanın yapmakta sıkıntı çektiği Batı yemeklerini, içkilerini, tatlılarını ve özellikle bilinmesi çok gerekli olan sofra âdabını öğretmektir.

Bütün bu iddiamıza rağmen, eski ünlü aşçılarımız yerlerini alacak çıraklar yetiştirmeyi ihmal ettiklerinden ve bu yüzden Türk Mutfağının kendine has yemek, tatlı, şerbet ve içkileri, çerezleri tamamı ile unutulup gitmesinden ve türlü arşivlerde isimleri bulunan bu besin maddelerinin bir reçetesinin bulunmayışından, bizim de mutlaka bazı hatalarımız, eksiklerimiz olacaktır. Okuyucularımızın bizleri bu yönden şimdiden hoş göreceklerini umarız.

Print Friendly

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir